2. Çevrim/Döngü

Beyin bilgi/enerji/madde arasında sürekli bir etkileşim ve birbirine dönüşüm gerçekleştiren bir organ. Peki bu çevrimin özellikleri neler, onu nasıl tarif ederiz?

Akılda tutulması gereken en önemli nokta beyinde bu çevrimin sürekli olduğudur. Her an, her gün, her yıl; yaşadığımız sürece (uyku, koma gibi bilincin olmadığı durumlarda bazı farklar olur, sonra değineceğim).

Öncelikle beyin -tüm organizmamız gibi- açık bir sistem. İzole değil, madde, enerji, bilgi giriş çıkışının sürekli olması gereken bir sistem. Açalım;

Madde: Bir şey öğrenirken, bilgiyi işlerken yeni sinapslar (sinir hücrelerinin bağlantı kavşakları), yeni dentritler (sinir hücresi dalları) yeni mimari biçimler (sinir hücrelerinin 3 boyutlu yapılanma ve bağlanmaları ile olan) geliştiririz. Bunların olması yeni protein sentezi ile mümkündür ve sentez için gereken hammaddeler de yediğimiz içtiğimizden gelir. Bu maddesel yapı hasar görürse -örneğin beyinde fiziksel travma, kesi, kanama vb. ile- beyin de çevrim de sağlıklı kalamaz.

Enerji: Aslında çevrimden söz ederken “enerji”den kastım beyinde her daim var olan elektriksel (dolayısıyla elektromanyetik) aktivite. (Ancak bir başka boyut daha var; canlı dokuların ihtiyacı olan oksijen, şeker gibi enerji kaynakları da -gündelik dildeki anlamıyla- enerji kaynağıdır. Tüm canlılarda -ki hepsi birer açık sistemdir- hava, su, gıda temel ihtiyaçtır ve olmadığında yaşam süremez. Beyinde ise bu konuda özel bir hassasiyet vardır, aldığımız toplam şekerin %20 sini tek başına kullanır.
Bu o denli önemlidir ki sağlıkçılar şeker düşüklüğüne bağlı komanın şeker yüksekliğine bağlı komadan çok daha tehlikeli olduğunu bilirler ve bir şeker hastası komada geldiğinde ne olduğunu anlayana kadar -yani şeker düştüğü için mi komada yoksa yükseldiği için mi- önce şeker içeren sıvıyla tedavi başlanır. Ya da beyne 5-10 dakika kan -dolayısıyla oksijen- gitmediğinde, sinir hücreleri ölür. Örneğin kaslar çok daha uzun süre dayanabilir kansızlığa ama sinir hücreleri bu konuda en hassas dokudur.)

Bilgi: Beyin, sürekli bilgi işler. Onu bir sistem olarak düşünürsek sürekli bilgi giriş çıkışı da vardır. Bunlar; iç organlarımızdan, kol ve bacaklarımızdan her an gelen vücuda dair farkında olmadığımız bilgiler, beş duyumuzla dışarıdan aldığımız görsel, işitsel, koku, dokunma, tat duyusuna dair bilgiler, dili kullanarak düşünmemiz ve iletişim kurmamız, okuyup yazmamız… (Uyuduğumuzda dış bilgi akışı kesilir ve beyinde gün boyu alınan bilgilerin düzenlenmesi, yeni sinapslar/dentritler yapılır yani gece boyu protein sentezi ve gen düzenlenmesi olur.) Bilgi akışının sürekliliği de o kadar önemlidir ki kesintiye uğrarsa çevrim bozulur, beyin sağlıklı kalamaz. Karanlıkta, ılık su dolu tanklar içinde, ritmik hafif bir sallanma halinde hiç bir veri akışının olmadığı deneylerde denekler bir kaç gün sonra halüsinasyon görmeye başlıyor. Aynı şekilde, kronik olarak tecrit altında olan mahkumlarda beynin sağlıklı düşünme fonksiyonları yıllar içinde köreliyor, yeni bilgi girişi olmadığından önce bir süre sistemde var olanı yiyorlar yani eldeki bilgiyi, anıları vs. işliyorlar ama bir süre sonra hasarlar başlıyor, cümle kurmakta bile zorlanıyorlar.

Beyindeki çevrimi kabaca çizdim

Çevrimin özelliklerine devam edelim; herhangi bir ögeyi ayıramıyoruz, yani madde/enerji/bilgi anbean birbirine dönüşüyor ve herhangi birini çıkarırsak ya da dönüşümlerini/etkileşimlerini hasarlarsak ortada çevrim kalmaz.
Sözcükler, beyin dalgaları (EEG) ve sinapslar sürekli etkileşim halinde. Aslında sadece “dönüşüm, etkileşim” sözcükleri olan biteni anlatmakta yetersiz; üç öge birlikte işleniyor, evriliyor, bazı noktalarda da hemhal oluyor sonra yeni halleriyle tekrar ayrılıyor ve çevrim daimi kalıyor böylece. Burada yapı ile işlev (süreç), varlık ile oluş, beyin ile düşünce, protein ile EEG ve dil arasında bir ayrım yapamayız. Bilgisayar diliyle; beyinde donanımla yazılım arasında kesin bir ayrım yoktur.

Beyinde sürekli bir sinaps/dentrit yapım ve yıkımı vardır ve bu çevrim içinde vuku bulur dedik (sürekli yeni binalar, yollar, köprüler yapılan ve sürekli bazı binaların, köprülerin vb. yıkıldığı bir kent gibi. Hiç bir zaman sabit kalmıyor.) Bu aktivite laf olsun diye değildir, biyolojik olarak amaca yönelik bir aktivitedir. “Beyin etkinliği eylemler tarafından sahneye çağrılır.” Her an gitmemiz gereken bir yol, ulaşmamız gereken bir gıda, çözmemiz gereken bir sorun, yazmamız gereken bir mail vb. bitmek bilmez yaşamsal eylemlerimiz vardır.

Dışarıdan bakınca bu çevrim öyle sıradan görünüyor ki “Ne var bunda?” diyeceğimiz kadar olağan. Bunun nedeni bence alışkın olmamız ve duyarsızlaşmamız. Newton’dan önce kimsenin elmaların ağaçtan yere düşmesini yadırgamaması ya da “balığın içinde bulunduğu suyu sürekli orada olduğundan fark edememesi*” gibi.

*Bu benzetmeyi John R.Searl’ün Bilinç ve Dil kitabından uyarladım.

Ekleme:

Çevrimde nedensellik ilişkileri de çetrefilli hale geliyor; burada klasik neden sonuç ilişkilerinin izini sürmek güç. “Eşzamanlı nedensellik**, “dairesel nedensellik***” gibi farklı disiplinlerin ilişkileri ödünç alınabilir belki ama fazla kurcalamadan ilerleyelim.

**Eşzamanlı nedenselliğe de Searl’de rastladım: Yer çekimi örneği verilmiş; yer çekimi vardır ama önce yer çeker sonra bu bizi etkiler şeklinde değil; yerkürenin çekim etkisi sürekli olduğu için yerin üzerindeyiz, havalanmıyoruz. Yerin üzerinde duruyor olmamızın nedeni de sonucu da aynı anda mevcut.

***Dairesel nedensellik: Bu kavram sistem teorisinden; Haken’dan. Dairesel nedensellik, dengeden uzakta nonlineer sistemlerin -ki beyin de öyledir- tipik özelliğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir