4. Einstein’ın El Yazmaları

2007 senesinde, İstanbul’da Einstein sergisi vardı, oradan aklımda kalan iki şeyden biri Einstein’ın ünlü kuramlarını gösteren, sararmış kağıtlardaki el yazmaları diğeri ise ünlü E= mc² formülünün aslında ΔE= Δmc² yani, enerji ve maddedeki değişim oranlarının birbirine eşit olduğuydu.

Burada E: erg olarak enerjiyi, m:gram olarak kütleyi, c: santimetre/saniye olarak ışık hızını temsil ediyor

Einstein’ın 1905’te yayınladığı Özel Görelilik Kuramı’na göre bu formül, kütle ile enerjinin birbirine dönüşebilir olduğunu gösterdi.

“Özel görelilik, enerji ve kütlenin eşanlamlı olduklarını ifade eder.

… Bu denklem, atomda hapsolmuş muazzam enerjiyi dile getirir. c² : 900 milyar kere milyardır. Yani bir gram maddede hapsolan enerjinin açığa çıkması, hayrete düşürücü bir büyüklük olan 900 milyar kere milyar erg’lik bir enerji üretecektir. Bunun ne anlama geldiğine dair somut bir örnek verelim; 1 gram maddede içerilen enerji, 2000 ton petrolün yakılmasıyla üretilen enerjiye eşittir.

Kütle ve enerji, tıpkı dolar ve euro’nun değiştirilebilir oluşu gibi yalnızca “birbiriyle değiştirilebilir” olmakla kalmaz, bir ve aynı özdürler. Einstein bunu “kütleenerji” olarak karakterize etmiştir. “

Böylece eskiden kütlenin korunumu olarak bilinen yasa “kütlenerjinin korunumu” olarak güncellendi (termodinamiğin 1. ilkesi). “Kütle yok olmaz, sadece enerjiye dönüşür. Toplam kütleenerji daima sabit kalır.”

E= mc² formülü radyoaktiviteyi de açıklar. Radyoaktivite ile ilişkisi kabaca şöyle: Işıma özelliği olan bir elementin ışıma ile iki farklı elemente dönüşürken bu iki farklı elementin toplam kütlesinde başlangıçtaki elemente göre eksiklik olduğu fark edilmiş. “Nereye gitti bu kütle?” diye ararlarken radyoaktivite ile ışıyarak enerjiye döndüğünü anlamışlar; ölçüp biçmişler, ışıma ile açığa çıkan enerji ve elde kalan kütlelerin toplamı ΔE= Δmc²’ye uymuş.

Maddede hapsedilen enerjinin dehşet verici gücünü insanlık ne yazık ki Hiroşima ve Nagazaki’de gördü. Orada olanlar E=mc²’de saklıdır.

“Aslında, dışarıya enerji veren her kimyasal reaksiyon küçük bir kütle miktarını enerjiye çevirir. Kömürün yanması gibi.” Ama bunlar ölçülemeyecek kadar küçükler, ihmal ediyoruz günlük hayatta. Nükleer reaksiyonda ise ölçülebilir bir kütle kaybı yaratan enerji açığa çıkar. Tüm maddeler “durgun” haldeyken bile hayrete düşürecek miktarda enerji içerirler. Ne var ki gözlenemez olduğundan, Einstein onu açıklayana kadar anlaşılmamıştı.”


E= mc²= bilgi.z

Beyine dönelim; beynin nasıl düşünce üretebildiği, zihin-beyin ilişkisi, bilincin nasıl oluştuğu vb. sorular üzerine o kadar çok hipotez var ve o kadar çok tartışıldı ki bu konular. Bir tarafta “zihin” bir tarafta “beden/beyin” yani madde. Nörolog Antonio Damasio, “Descartes’ın Yanılgısı” kitabında; Descartes’dan beri gelen beden/ruh ikiliği kavramını sorgular ve aslında tam bir ayrım olamayacağı, ikilik (dikotomi) fikrinin bir yanılgı olduğu üzerine nörolog gözüyle hipotezini inşa eder. Şimdilerde ise beyinde donanım yazılım ayrımının yapılamayacağı genelde kabul gördü.

E, ayrım yok tamam da ortada maddesel bir beynim, bir de zihnim, duygularım falan var. Bu sorunu güzel ifade eden bir yaklaşım “beyin-zihin arasındaki psikofiziksel yasalar dizisini keşfetmemiz gerektiği”dir.

Yazıya yıllar önce bilgi hakkında konuştuğum hocamla başlamıştım. Bu tür durumlarda hem o anda yazılıp çizilen kağıtları saklarım hem de eve gidince kendimce konuştuklarımızın bir özetini çıkarırım. Hoca o gün, öylesine; E= mc²= bilgi.z diyebiliriz belki de demişti, not ettim (z; hocanın fikrini kavramam için uydurduğu bir sabit).

“Beyin ile zihin arasındaki psikofiziksel yasaları” saptamak zorlu bir hedef ama bir gün elbette ulaşılacak. Ben, daha mütevazı 😉 bir hedef koyayım; madde-enerji-bilgi arasındaki ilişki ve yasaları keşfetmek; Einstein’ın kütle kavramı yerine getirdiği kütleenerji kavramı gibi -varsa-kütleenerjibilgi (kütenbil diyelim örneğin) kavramını telaffuz edebileceğimiz bir paradigmayı ya da kütle ve enerji birbirine dönüşürken bilginin nasıl bir seyir izlediğini…

ΔE= Δmc² = Δ bilgi.z (ya da her nasıl bir formülse onu) gösterebileceğimiz durumları arasak…

Beyinde dışardan bakınca çok sıradan, olağan görünen bu çevrimin dönüşümlerinin olası mekanizmaları, basamakları -kanıtlarıyla- nelerdir? Bilgi, enerji ve maddeyi aynı anda işlemleyen canlı bir dokuda bu ögelerin ilişkisini belirleyen yasalar nelerdir?

Fikir kulağa güzel geliyor ama spekülatif. Bakalım günümüzdeki bilgilerimiz bunu temellendirmeye yetecek mi? Ya da madde, enerji ve bilginin birbiriyle ilişkisi böyle bir çabaya müsait mi?

Ben, özellikle son bir kaç yılda yapılan çalışmalarla, böyle bir arayış için zamanın geldiğini ve elimizde yeterince veri toplandığını düşünüyorum. Nasıl yapılacağını bilmiyorum, bilseydim bu yazıyı ciddi, hakemli bir dergiye makale olarak yazardım. Mümkün olduğunu gösterebilirsem bana yeter.

********

Alıntılar: Bilim ve Gelecek, Ocak 2015, 100 Yıl Sonra Einstein ve Görelilik Teorileri, Alan Woods – Ted Grant, s: 14-26

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir